5 Mayıs 2019 Pazar

5.5 Pazar ~ 2019

Selam. Bir pazarın daha sonuna geldik. Neyin sonu gelmiyor ki diye yankılanan zihnimi susturabilirsem bir iki kelam edip gideceğim.

Bugün dışarı çıktım. Bir aydır sıkıldıkça gidip kitap okuduğum, çok sevdiğim kafeye gittim yeniden. Her gidişimde olduğu gibi o süslü latteyi istedim. Ama yanındaki kurabiyeyi hiç tam yiyemiyorum, fazla çikolatalı, ağır. Yine de kahvesi hoşuma gidiyor. Açtım kitabımı, her zaman yaptığım gibi kulaklığımı da takıp müziğimi ayarladım. İlk yarım saat oturdum okudum.

2 Mayıs 2019 Perşembe

Niyet Defteri ~ Kitap Yorumu


 Sözler, seçimleri ifade eder, seçimlerse kadere dönüşür. Kaderse bir çemberdir. İçine hapsolduğun bir çember... Ne var ki sözlerle inşa ettiğin çemberi yine sözle kırabilmen mümkün...
Nasıl mı?
Yeni sözlerle, yeni bir gelecek tasarlayarak...
İşte bu kitap, bir geleceği tasarlama kitabı... Hem de sözlerle. Çünkü sözler tılsımlıdır.
Eski seni, yeni sözlerinle dönüştürmeye başlayacaksın.
Geçmişini bırakmaya hazır mısın?
Eski sen ile vedalaşabilecek misin?
Yeni seni ne kadar seveceksin?
Tasarladığın gelecek ile hayalindeki gelecek aynı mı?
Hadi aç sayfaları...
Bu kitap geleceğinin pusulası...

Sayfa Sayısı : 312
İlk Baskı Yılı : 2018
Dil : Türkçe



Bir kitabın daha sonuna geldim. Nisan ayı benim için okuma konusunda verimli geçti demiştim. Bu kitaba aslında martta, kitabı ilk aldığım anda başladım. Ve bitirmek de iki mayısa nasip oldu.

Normalde kişisel gelişimle pek arası olmayan bir insanım. Birkaç sebebi var. İlk okuduğum kişisel gelişim kitabını beğenmemiştim. Basit gelmişti ve insanı aptal yerine koyuyor hissi vermişti. Ve uzun süre ikinci bir kitaba şans vermemiştim. Bir de bana göre insan kendi istemediği sürece hiçbir şey ona yardım da edemez, onu değiştiremez. Bu yüzden çoğu kişisel gelişim kitabı bana gereksiz içi şişirilmiş geliyor. Ama her kitap aynı değil, bu da kesin.

25 Nisan 2019 Perşembe

Çavdar Tarlasında Çocuklar ~ Kitap Yorumu

Pek çok insanın hakkında konuştuğum için üzgünüm. Bildiğim tek şey; size anlattığım herkesi biraz özlüyorum. Bizim Stradlater'ı ve Ackley'i bile, sözgelimi. Sanırım o lanet Maurice'i bile özlüyorum. Sakın kimseye bir şey anlatmayın. Herkesi özlemeye başlıyorsunuz sonra.
Çavdar Tarlasında Çocuklar, Salinger'ın tek romanı. Ergenlik çağının içinde, yetişkin dünyanın düzenine karşı isyankar bir çocuğun, bir Noel öncesi başına gelenler... Bu sürecin bir psikiyatri kliniğinde noktalanışı. Holden Caulfield'in masumiyet arayışının iç burkucu romanı. Belki de Salinger'ın.
1993'te Franny ve Zoey ile Dokuz Öykü adlı kitaplarını yayımladığımız Salinger, 1963'ten bu yana yeni bir yapıt yayımlamamasına ve neredeyse efsane haline gelmiş bir gizlilik içinde yaşamasına karşın, dünya edebiyat gündemindeki yerini hep koruyor.
 (Tanıtım Bülteninden)
 Sayfa Sayısı : 200
İlk Baskı Yılı : 2006
Dil : Türkçe

Delicesine okumaya başlayan kızdan selamlar. 

Uzun zamandır bu kadar kitap okumuyordum. Gerçekten. Yaklaşık üç senedir senelik hedeflerini asla tamamlayamayan ben, bu seneki Goodreads'te senelik hedefime 25 yazdım ve onu bile bitirebileceğimi sanmıyordum. Üç yıl kadar süren bu okuyamama durumum daha seneler sürer bu gidişle diyordum. Ama şu sıralar deli gibi okuyorum. Zihnim açık, fazlasıyla mutluyum. 

14 Nisan 2019 Pazar

Meleğin Düşüşü ~Kitap Yorumu

Kıyamet melekleri yeryüzüne inip tüm dünyayı yakıp yıktığından bu yana altı hafta geçti. Gündüzleri sokak çeteleri hüküm sürüyor, geceleri korkunun ta kendisi. Bir gün savaşçı melekler küçük bir kızı kaçırdılar, tekerlekli sandalyeye mahkum, aç biilaç halde, ufacık bir kızı. Kızın ablası, Penryn, kardeşini kurtarmak için elinden geleni ardına koymayacak. Buna, aslında düşmanı olan bir melekle bir anlaşma yapmak dahil olsa bile. Raff e, kanatları kesilmiş, gücünü yitirmiş bir melek. Binlerce yıl savaştıktan sonra şimdi hayatı, gencecik bir kızın ellerinde. Penryn ve Raff e, korkunun ve tuhaf yaratıkların hüküm sürdüğü bir dünyada bir başlarınalar, hayatta kalmak için de birbirlerine ihtiyaçları var. Her şeye rağmen sağ kalıp düşman meleklerin inine gitmeliler. Penryn burada kardeşini bulmayı umut ediyor. Raffe ise binlerce yıllık düşmanlarına karşı tek başına savaşıp kanatlarını ve eski gücünü yeniden kazanmayı.
 (Tanıtım bülteninden)
İlk Baskı Yılı : 2012
Sayfa Sayısı : 316
Dil : Türkçe


24 Mart 2019 Pazar

Yerdeniz Büyücüsü ~ Kitap Yorumu

Selam. 

Son bir senedir pek bir şeyler okumuyordum. Hatta kayda değer bir şeyler yaptığım bile söylenemez. Ot gibi yaşamamak ve hayata tutunmak için kendimi silkelemek istiyorum. Bugün evde, koca bir koli anı kutusunu karıştırdım. Toplanmış taşlardan sinema biletlerine, yolculuk biletlerinden minik notlara kadar birçok anı yüzümde buruk bir gülümsemeye neden oldu. Anıları seviyorum. Bir şeylerin kalıcı olmasını seviyorum. Bu yüzden bu blog var sanırım. ^^ Şimdi de okuduklarımı paylaşmaya geldim. Bu mecraya bir şey olmazsa eğer ilerde yine dönüp dönüp bakar ve "Bu ne be, o gün böyle mi hissediyormuşum, küçükmüşüm" derim. Bir seneyi geçtim insanın kafa yapısını birkaç gün fark ettiriyor, değil mi? 


yerdeniz büyücüsü ile ilgili görsel sonucu

 "Sanırım Yerdeniz Büyücüsü'nün en çocuksu yanı konusu: Büyümek. Büyümek, benim yıllarımı alan bir süreç oldu; bu süreci otuzbir yışımda tamamladım -ne kadar tamamlanabilirse; o yüzden de çok önemsiyorum. Çoğu genç de önemser. Ne de olsa esas işleri budur: Büyümek."
(Tanıtım Bülteninden) - Ursula K. Le Guin -


10 Mart 2019 Pazar

Buraya yazarken, ki çoğunlukla yazamıyorum da, hani, yazmaya başlarken hep bir tedirginlik oluyor üzerimde. Güya Febris'in GÜNLÜĞÜ olacak adı. Eee, günlükse okunma kaygısının olmaması gerekmez mi? Küçüklükten beri defter tutarken bile okunur mu diye düşünüp içindekileri aktarmayan bir sürü tandığım var. Haklılar. Bilinme isteğinin yanında, birçok insan gizli kapaklı değil mi? Neyse. Madem buraya günlük diyorum. Bir şeyleri düzenlemeden ve aklımdan geçtiği gibi, olduğu kadar aktarabilmeliyim.

Asla saçlarım dökülmeyecekti benim. Hep genç kalacaktım. Öyle hissediyordum bir zamanlar. Şu an yetmiş yaşında değilim, saçsız da değilim. Ama öylesine yorgunum ki... Geleceği düşünmez oldum. 'Anı nasıl kurtarabilirim'in çaresini de bulamaz haldeyim. Tam toparlandım doğruldum derken yeniden olduğum yere oturuyorum. İlerleyemiyorum. Ve saçlarımın döküleceğini, yaşlanacağımı biliyorum. Öleceğimi de. Çok şükür. Büyüyorum hala. Büyümek zor.

İşimi sevmiyorum. Evimi sevmiyorum. Nasıl düzelteceğimi bilmediğim bir hayatım, nasıl toparlayacağımı bilmediğim bir ruhum var. Son üç senedir, "Seneye böyle olmayacak" diyorum ve bir sene sonra yine aynı buluyorum kendimi, her şeyi. Neyse.

İnşallah seneye böyle olmaz. Farklı olur.

10.3.19

17 Eylül 2017 Pazar

Bakış

Kendini kabullenemediğinden mi bu haldesin, seni kabullenmedikleri için mi? İlk çözülmesi gereken sorun budur belki de. Derdin ne? Hayattan ne istiyorsun? Hayattan bir şey istemek için hayata neler verdin? Sorulması gereken milyonlarca sorunun içinde zihnimden dökülenler şimdilik bunlar. Zaten konu dönüp dolaşıp boşluğuma gelmiyor mu?

Her sabah apayrı sebeplerle uyanmak isterdim. Her sabah bir sebeple uyanmak... Yaşamak için yaşamak mı, ölmek için yaşamak mı sendeki? Ne kadar yorucu olabilir ki?

Tutunmaya çalışmak ne kadar zor olabilir?

Hayatın hangi kısmındasın, yaşamının hangi noktasında? ‘Tutunmak için çabalayan, bir dal uzatsalar kırılacak olmasını umursamadan parmaklarınla tüm gücünle kavrayacağın’ dönem mi, ‘sabahları uyanıyorum ve hayattan, aldığım her nefesten keyif alıyorum, yandım, olgunlaştım ve artık huzurla ölebilirim’ dönemi mi yoksa bunlardan oldukça bağımsız ‘beni neden bu dünyaya bıraktılar, ben bu dünyaya ait değilim ki dedikten sonra bir köşeye çekilip insanları, nefes alan her canlıyı bir sebep aramadan incelediğin, zamanın akışı dışında her şeyden kaçtığın’ dönem mi? Bunlardan hangisindesin, hangisi sensin ve kaç yaşındasın?

Sen bu dönemlere neler ekleyebilirsin? Herkesin dönemi, dönümü, yalanı farklı. Yaşama tutunmak için söylenmiş insan başı kadar yalan.

Sonbahar da geldi...

Bir yalan bulmalıyım.


21 Ağustos 2017 Pazartesi

Kargo Hikayelerim ~

Ne zaman bir şeyler yazmaya çalışsam sırf girişi yapamadığım için bırakıyorum ama hayır, bu sefer değil. 

Ailelerimiz bizlere, internetin tehlikeli olduğunu söyler durur hep. Çoğunlukla -hatta çoğunluktan çok daha fazla- haklılar. Amma velakin, istisnalar olabilir. 

İnsanlara güvenme konusunda hem üstad olmuş hem de saklanacak yer arayan zıt ve uç noktalarda olan biri olarak, pişman olmadığım bazı şeyler var çok şükür. Bunlardan biri de arkadaşlıklar kurmak, internet üzerinden, evvet.

Yakın arkadaşlarımdan biriyle sadece iki defa yüz yüze görüştüm, farklı şehirlerde oturuyoruz ve yedi senedir çoğunlukla çevremde bulamadığım insanlardan daha tatlı geliyor bana. Onunla internetten tanıştım. Onunla ve diğer 4 arkadaşımla daha. Onlarla tanıştığıma hiç pişman olmadım, iyi ki varlar.

Blogger. Bloggerın bana kazandırdığı bir sürü insan daha var. Onlardan biri de One Better Dayy... Blogunu her zaman sevmişimdir ve yazması için vakti zamanında bol baskı yapmışımdır. Geçenlerde ondan bir kargo aldım. Evet. Bu bir, hava atma yazısıdır, hihihih. 

14 Temmuz 2017 Cuma

Bir Hafta Sonu, İki Film; Spiderman Homecoming, Mummy *

Aradan tam olarak bir hafta geçti ve ben yeni yazmaya başlayabildim. Yazamıyorum, yazamıyorum, yazamıyoruuuuummm. Evdeki defterlerime de aylardır yazamıyorum. Bomboş bir kafa var omuzlarımın üstünde. *-* Neyse. Konuya döneyim.

Geçen hafta, izlemek istediğim iki film vizyona girdi. Bir Marvel'cı olarak, Spiderman ve... Baby Driver. Uzun zamandır sinemaya da gitmediğimden, hem cumartesi gittik, hemde dedik, fazla eğlence göz çıkarmaz, pazar gittik. (Neden sürekli parasız kalıyordu sorunsalı sdfghjkl)
Ama arkadaşımla gittiğim için yazı tura çekerek girdik filmlere. Bir benim istediğim, bir de onun istediği oldu. 

27 Mart 2017 Pazartesi

Basit Bir Veda, The Vampire Diaries

Naber millet?

Ben radyo voyage açtım, ŞU çalıyor, pişmaniye yiyip çay içiyorum. Keyfime diyecek yok anlayacağınız. Ah bir de omuzlarımdaki gerginliği atabilsem. Sizde de oluyor, değil mi? Hani o yük... Anı yaşayamama olayı.. Ah ah, insanoğlunun çare bulması gereken konulardan bir tanesi. Türkiye'nin yüzde kaçının psikolojik olarak sağlıklı diyebileceğimiz durumda olduğunu bir ara araştıracağım. Herkeste küçük küçük sorunlar... Hani psikolojimiz bozuk demiyorum ama stres bizi yiyip bitiren şey. Ama konumuz bu değil.

Konumuz.. Benim yaklaşık sekiz senem... Dost gibiydik, yoldaş gibi.. Onlar beni tanımazdı ama... Ağliyciğm... (Gerçekten de ağlamıştı.)
Bahsettiğim şey bir dizi. Benim en başından beri takip ettiğim, The Vampire Diaries . Her ne kadar Nina Dobrev gittikten sonra dizi yavaş yavaş değil.. Gayet hızlı bir şekilde yavanlaşsa da takip etmeye devam ettim.
Az biraz SPOİLER içerecek, demedi demeyin.

19 Mart 2017 Pazar

Geri Döndüm! 2015'ten 2017'ye...

Merhaba. Uzun, upuzun bir aradan sonra yeniden buralardayım. Dayanamadım geldim, her ne kadar yazma yeteneğimi (ne yetenek ama...) geliştirememiş olsam da, yazmak güzel, cezbedici bir şeyse demek ki. ^^

Nasılsınız görüşmeyeli? Ben yokken bir çok insan da bırakmış blog yazmayı, onu fark ettim. Takip ettiğim listeye bakarken sevdiğim birkaç blogun da gitmiş olması üzdü tabi. Onlar da benim gibi dönerler umarım. 

Neler oldu yokken... Ondan bahsedeceğim size.

Üniversiteyi başarılı bir şekilde bitirdim hatta üzerine başka bir üniversiteye başladım. Okuma hayalim olan bölüm, Radyo Televizyon. Garip, hayalim olmasına rağmen bölümü beğenmediğim için okulu bıraktım. Ha kalsam, genel kültür kasardım, eğlenirdim, mükemmel bir ortamım olurdu. Az buçuk soruyorum kendime arada. "İki seneye değimez dedin ama.. Kalsa mıydın ki?" diye. Neyse, darısı başka bölümlere.. ^^ Şimdi evdeyim ve işe başlayalı yaklaşık üç ay oldu.
Dipnot: Ölene kadar okuyacağım gibi. :D